



















Bu sabah okula gidip öğrenci işlemleriyle uğraşmam gerekiyordu. Bu nedenle erken kalktım ve önce çarşıya gittim. Amacım kendime bir yağmurluk almaktı. Çünkü bu şehrin havasını tahmin etmek çok zor. Güneşliyken bir bakıyorsunuz fırtına boran.
Uzun bir aramadan sonra pahalı bir outdoor mağzasından ucuz birini alıp kasaya gittim. Cebimde sadece 500 e para vardı. Kasiyere uzattım ben bunu bozamam dedi ve bankaya gitmemi önerdi. Banka şehrin çıkışında bir yerde. Atladım bisiklete girdim içeri 500e uzattım. Kadın bu parayı bozamayacağını söyledi. Bankada hesabım olması gerekiyormuş. Hadi bakalım kaldım mı öyle ortada dımdızlak. Aziz Nesin’i aratmaz bir hikaye. Bir çözüm bulunamadığı için çıktım bankadan. Cebimde 3,5 e bozukluk var. Mecbur okulada gidilecek. Düştük yola.

Radboud Üniversitesi, Fen Bilimleri Bölümü
Kantine girdim. Yemek hazırlığı var. Yesem mi ?dedim içimden. Gittim fiyatlara baktım. 3.5 e yazıyor. Bizdeki tabildot usulü , girdim aldım yemeği kasaya gittim. 3.5e göründü. Parayı çıkarmaya çalışırken kadın kart sordu:
-Ne kartı pardon
-Öğrenci kartı
- Ben erasmus öğrencisiyim kartım henüz çıkmadı
- o halde 6.5 e
-yaa! Ne güzel (tabi bu güzel o güzel değil.)
Başladım çantayı karıştırmaya Allahım her şey var 500e bile var. Ama aç kaldık şu memlekette. Bunları düşünürken aklıma dışarıdaki bankamatik geldi. Okula gelirken gözüme ilişmişti. Kadına; “One minute” denen o sihirli cümleyi kullanarak. (Başbakanda işe yaramıştı belki bizde de yarar kimbilir) Bir koşuda çıktım dışarı kartlarımı gözden geçirdim. Bir yandan kaptırırsam diye korkarak, ya bismillah! deyip soktum hazneye. Dili sordu İngilizceyi seçtim, şifremi istedi yazdım, iyi gidiyorum. En azından o beni tanıdı. Çekmek istediğim limiti sordu. Yazdım. Fatura isteyip istemediğimi. Ona da cevap verdim. Aaa para geliyor. En son neye bukadar sevindiğimi hatırlamıyorumJ
Hayatımın en güzel yemeğini yedim. Para var ya artık bir de kahve içtim üzerine (Cihan Hocamı da anarak) değmeyin keyfime.


Üniversitenin Meşhur Kültür Kafesi, öğrenci maç saatini beklemekte
İnsanlar çıkıp dışarı bakıyorlar. Benim arkama doğru. Ben de bir durayım bakayım dedim. Bir de ne göreyim! arkası simsiyah. Bulutlar siyah beyaz bir film sahnesinin platosu . Yağmura yakalanmamak için basıyorum pedala yok olmuyor. Yağmura yakalanacağız galiba ne yapalım en fazla ıslanırım dedim. Ama bir yandan hızla sürüyorum. Şehir merkezine yaklaştım artık ne park ne de başka bir şey düşünecek hal kalmadı. Şehrin merkezinde bir fırtına koptu. Şehrin göbeğinde hortum oluşur mu? Oluştu. Zaten yağmurluğumu da sabah alamamışım :(

Kültür Kafede bira ilan tablosu
Saçlarımdan sular aka aka sürdüm eve. Islak kedi yavrusu gibi koşarak odama çıktım. Hemen sıcak bir banyo. Sıcak bir fincan çay, dışarıda fırtına, boran . Elimde Türkçe bir roman. Değmeyin keyfime .Güzel kent burası. Yaşanılası bir yer. Bu kadar yağmur yağdı. Sokaklarda tek damla su yok . Adamların şehrini bisikletle bir uçtan bir uca geziyorsun. Her şey sistemli bir şekilde işliyor. Yaşanılası bir yer burası . Ah benim güzel ülkemde biz niye bunu yapamıyoruz. Çok mu zor bilmem ki.
Sevgiyle kalın.














İlk iki gün hava inanılmaz sıcak ve nemliydi. Burada kışlar sert geçtiğinden güneşi görenlerin hepsi dışarı çıkmışlardı.Biz de Ayşegül'le oturup bir cafede birşeyler içtik. yanında yiyecek söyledik. Oldukça değişikti. Biri bizim sigara böreğine benziyor. Diğerine ise meatball diyorlar ama içinde ne var onu anlayamadım. Yine de yedim. Su istediğinizde ise bardakta çeşme suyu geliyor. Ben batıda suyun temiz olmadığını düşünüyordum oysa herkes bunu içiyor.
